Yemek yeme isteğimizin altında duygusal açlık olabilir. Duygusal açlıkta karnımız toktur fakat yine de canımız yemek yemek istiyordur. İnsan bir şeye üzülüyor ya da kızıyor ve işte tam o anda üzüntüyü hissederken yemek yeme ihtiyacı duyuyor. Kalorisi yüksek yiyecekleri canımız daha çok çekebilir çünkü kalorisi yüksek yiyecekler dopamini artırıyor ve kendimizi mutlu hissediyoruz. Mutlu hissetmeyi kim reddedebilir? Dolayısıyla yemek yemeyi reddetmek de çok doğal olarak zor.Fakat duygusal yemek yeme yönetilebilir bir durumdur ve bizler bunu yönetme tekniklerini öğrenebiliriz.

 

Günümüzde obezite toplumdaki ana sorunlardan biri. Obezite kalite ve yaşam sürmemizi engeller ve yemek yeme alışkanlıklarımızla ilgilidir. Hareketsiz yaşam tarzı, uygunsuz alışkanlıklar kişinin kalori sayısını sınırlayabilmesi engeller. Bununla birlikte, gıda tüketiminin beslenme ile ilgisi olmayan diğer birçok unsur tarafından motive edildiği unutulur. Yani aslında duygusal yemek yeme dediğimiz bir durum var. Psikolojik yemek yeme de diyebiliriz bu duruma.  Kişi üzülür ve o anda üzüntü duygusundan kurtulmak için bir şeyler yer. Ya da kişi öfkelenir. Bütün hıncını yemekten çıkarırcasına yemek yer. Yani bir bakıma obezite psikolojimizle alakalıdır. Eğer psikolojimizi bir psikolog eşliğinde yönetmeyi öğrenirsek yemek yemeyi yani obeziteyi yönetmeyi de öğrenebiliriz. Yemek yememiz ve psikolojimiz doğrudan bağlantılıdır. Yemek yemek bir sonuçtur yani çıktıdır. Altta duygusal problemlerimiz vardır fakat biz onların hiç mi hiç farkında değilizdir. Derinlere indikçe neden yemek yemenin bizim duygusal dünyamızla alakalı olduğunu daha iyi kavrarız.

 

Yemek yemeyi sadece fiziksel ihtiyacımızı karşılamak için gerçekleştirmeyiz. Yetersiz besin alımının altında yatan ve fazla yeme davranışına yol açan psikolojik problemler vardır. Örneğin, birçok durumda ruh halimizde değişiklik yapmak için yani mutlu hissetmek için yeriz. Yağlar ve şekerler bakımından varlıklı besinler, kısa vadede duygusal durumu iyileştirir ve kendimizi huzurlu hissederiz. Dolayısıyla her üzüldüğümüzde artık tatlı yiyecekleri yemek bizim için rahatlatıcı bir görev görür.  Bu nedenle, yeme davranışının duygusal durumdan büyük ölçüde etkilendiği görülmektedir. Depresyonda veya stres altındayken iştahımızı kaybettiğimiz fikrinin aksine, birçok insanın iştahı artar.

 

Toplumumuzda, kadınlara yüklenen güzellik algısından dolayı kadınlar, erkeklere oranla kilo konusundan daha şikayetçidir. Dolayısıyla kadınlar kendi değerlilik algılarını maalesef dış görünüşlerine göre değerlendirebiliyorlar, farkında olmadan. Halbuki değerliliğimiz dış görünüşümüzden bağımsız olarak sadece insan olmamızla bağlantılıdır.

 

Bazen biz hiç farkında değilizdir ve kilolarımızın bizi korktuğumuz durumlardan koruduğunu düşünürüz. Örneğin cinsel tacize uğrayan bir birey, farkında olmadan şöyle bir düşünceye sahip olabilir: ”Eğer kilo alırsam hiçkimseye çekici gelmem böylelikle kendimi tacizlerden ve tacizi uygulayan suçlulardan korurum.” Dolayısıyla bu kişi bir taraftan kilo almaktan şikayet ederken bir taraftan da kilo almaktan dolayı kendini korumaya aldığını düşündüğünden dolayı  farkında olmadan rahatlamaktadır.

 

Obezite başlı başlına psikolojik sorunlarımızın sadece bir tane sonucudur. Obezite bir sorun değil sadece bir sonuçtur. Ama biz bu psikolojik sorunlarımızı kendi kendimize fark edemeyebiliriz. Seanslarımda kilo verme üzerine odaklanmıyorum yaşadığınız psikolojik durumlara odaklanıyorum çünkü buna odaklanan bir dizi seanstan sonra zaten kilo vermeye başlıyorsunuz. Çünkü kilo sebep değil sadece bir sonuç. Elbette yeme alışkanlıklarımız da önemli. Yeme alışkanlıklarımız üzerinde de çalışmalıyız seanslarımızda. Fakat asıl büyük kısım yaşadığımız ruhsal sancı. Bu ruhsal sancı üzerine odaklanmalıyız ki kilo konusunda olumlu sonuçlar alabilelim.  Psikolojik destek alarak obeziteyi yenmek mümkündür. Bilişsel davranışçı danışmanlık ile kilo problemlerinizden kurtulabilirsiniz.

 

Sevgi ve Şefkatle kalın. 🙂